
1 Ekim 2008 Çarşamba
puhnaj?????

30 Eylül 2008 Salı
print club nam-ı diğer PURİKURAAA! :)



oyun salonlarında bi sürü kabinler var hepsi farklı tarzda. birini seçip doluşuyosun arkadaşlarla içeri. kabinin içinde istediğin arka fonları seçiyosun ve hazır olduğunda fotonu çekiliyosuunn.
domaatess bibeerr patlıcaaaannn
17 Eylül 2008 Çarşamba
yeni evim

gelelim yurdumaaa...
exchange öğrencilerine toplamda 4 yurt ayrılmış durumda. ben birincisinde kalıyorum. buyrun bu da ana kapımız. 2katlı; her katta banyo-tuvalet, mutfak ve çamaşır odası var. ayrıca bilgisayar odası var. bi de alt katta lounge denilen içinde tv de olan akşamları takıldığımız kocaman bi salon var. ve toplamda 66 kişiyiz burda kalan. az olduğumuz için yurt da küçük olduğundan herkes birbirini tanıyo, ev gibi oldu burası :)
bu gördüğünüz de giriş kapımız oluyor. her yurtta okaasan ve obaasan denen bi evli çift oluyo. türkçede anne ve baba demek. yurdun anne babası bi yerde işte. onlar idare ediyolar yurdu. bize gelince hoşgeldin, giderken güle güle kendinize dikkat edin diyolar sevindirik oluyos biz de çocuklar gibim :)))işte bu odanın klasik bi görüntüsü.
bu arada yataklarımız yer yatağı. yer tatami denilen bişi. yatağın adı da futonmuş. çok rahat hakkaten. bi de bel fıtığımı bilenler benim için yer yatağının daha sağlıklı olduğunu bilirler ;)
bu da ders çalışma masası işte...

gelelim şu çöp ayırma olayına... alem insanlar japonlar. hiçbir yerde normal çöp kutusu görmedim. her yerde geri dönüşüm. ve toplamda 5 ayrı kategori var. geldiğimiz hafta bize çöpleri nasıl atmamız gerektiği konusunda oryantasyon yaptıklarına inanabiliyo musunuz??? ve bu oryantasyonda bir sürü resimli örnekli kağıtlar dağıttılar çöpleri doğru ayıralım diye. komik. ama çok kafa karıştırıcı. herşey başka yere gidiyo parça parça. şimdiye kadarki gördüklerimden en komiği su şişesinin çöpe atılış şekli. önce üstündeki ambalajı çıkarman lazım. onu plastiklere ayrılmış çöpe atıyosun. sonra da kapağını açarak şişeler için olan çöp kutusuna atıyosun. mesela yoğurt kabını atmadan önce içindeki kartonu yine kağıtların olduğu kutuya atman, sonra yoğurt kutusunu yıkayıp kapağını çıkararak plastiklerin olduğu kutuya atman gerekiyo. ya da sıvı sabun kutusu. yok içinde metal yay varsa şuraya yoksa buraya atman lazım vs... alışmak zor oldu şu çöp sistemine ama sonunda yurtcak başardığımızı düşünüyorum :P
bu arada japonyada farkettiğim garipliklere bir yenisini daha eklemek istiyorum. şu gördüğünüz vending machine denilen aletlerden her yerde mevcut. bunlar bizim salonun içinde mesela. tamam bu garip değil ama bildiğin sessiz sakin mahallenin içinde ara sokaklarda nerdeyse her köşe başında bunlardan var yaa. çok ilginç. ıssız mahalle sokaklarında ne işi var onların anlamadım. ama susayınca iyi oluyo tabi. ha bu arada büfe yok hiçbi yerde. belki ondan koymuşlardır olur olmadık yerlere bu makinalardan. kim biliiirrr kim biliiirrrrr kim bilirr diyerek sözü kibariyeye bırakıyorum :D13 Eylül 2008 Cumartesi
damak zevki???
işte bu da ikinci günün akşam yemeği. yemeklerin isimleri hakkında bi fikrim yok. tek bildiğim şey tadını sevdim ve karnım doydu. :)))bu arada evet o mısırlar çiğ gibi bişi. 5 dk kalmış muhtemelen suda.


şu görünenlerse yemeye cesaret edemediğim türden çiğ böcekler(solda beyaz beyaz bak pembemsi yaratıklar var). ne oldukları hakkında en ufak bir fikrim yok. bildiğin eti çiğ servis ediyolar ya kırmızı kırmmızı kanlı filan ööö neyse yargılamam lazım malum damak zevki :)
12 Eylül 2008 Cuma
miniajaponya
akikolardayken başka değişik şeyler de farkettik. mesela arabalar miniminnacık ufacık tefecik içi dolu fıçıcık :) bu mesela akikonun arabası. minnacık görünüyo ama içi rahat ve kolayca sığılıyo :) sadece bu model değil bütün arabalar yolların darlığı yer yetmezliği sebebiyle japonyaya özel olarak dar üretiliyo. aynı marka aynı model araba türkiyede daha büyük mesela. inanamadım yahu...


jet lag
o gün resmi işlerimizi halledebilmemiz için belediyeye götürdü akiko bizi okulu gezdirdi. lazım olan elektronik aletleri alabilmemiz için büyük mağazzalara filan götürdü. yanımızda o olmasaydı hakkaten öksüz gibi kalcakmışız ya. harbi kızmış akiko. burdan ona öpücüklerimi yolluyorum :)
akşam yemeğinden sonra ise kimono giyme isteğimizi gayet kibar bir dille belirttikten sonra akikonun babannesi bize çok süper kıyak yapıp milyarlık kiimonoları giydirdi. ama öncesinde bizden duş almamızı istedi. kimono giyecek herkesin yaptığını düşünerek kişisel algılamak istemedik :)))
kimono aslında bööle kocaman içinde yüzülen bişi. istersen 100 kilo ol yine aynı kimonoyu giyebilirsin. yok efendim kilo almıyım alırsam sığamam gibi dertler edinmene hiç gerek yok :)kocaman olduğundan dolanıyosun içinde. bi de kimono kat kat giyilen bişiy. şu üstümdekinin altında bunun gibi yine uzun elbisemsi şeylerden var.
ve tek başına kesinlikle giyilemeyen bişe. en azından 1 kişinin olması lazım. 2 kişi olursa daha kolay giyiyosun.
bu arada şu gördüğünüz odanın tümü kimono ve aksesuarlarıyla dolu. hırsız gelse odayı soysa gitse zengin olacak adam...
tam bitti sanıyorum nefes alıcam bi rahatça. ananne tekrar elinde başka bişile çıkıp geliyo. üstümdekilerin toplamda kaç kilo olduğunu merak ettim doğrusu.
işte bu soldaki de son halim. her ne kadar kimononun içinde nefes almada zorlanılsa da tebessümsüz foto olmaz di mi ya! :)))
bu pozu istanbul japon kültür festivalinde kimono modelliği yaptığım zaman japon bi sensei (üstad demek oluyo)den öğrenmiştim.
sağ diz hafif kırılarak baş o tarafa çevriliyor :)

şu yukardakinde nefes almakta ne kadar zorlandığımızı söylemeden geçmek istemiyorum.
işte böyle dostlar geldiğimizin ertesi günü kimono giyebilme şansına sahip olduk. çok da güzel oldu :)
























