1 Ekim 2008 Çarşamba

puhnaj?????

adımın zor olmadığını düşünmüştüm ama inanılmaz bi hata yapmışım öle düşünmekle. hadi japonlara punaru diyince anlıyolar az da olsa pınara benzer bi şekilde söyleyebiliyolar. ama exchangelerle müthiş sıkıntı yaşıyorum yaa. şimdiye kadar biriyle tanışırken istinasız adımı en az 3 kere söyledim. sondaki r yi sh gibi söylüyolar ben de çıldırıyorum. artık ispanyollar gibi abartarak pınarrrrr diyorum. o zaman sondaki r sesini duyabiliyolar :)
hocalar da adımı söyleyemediklerinden tüm sınıflarımda bi çeşit "adı zor olan kız" olarak tanınıyorum :) çünkü her ders yoklama sırasında adım hoca tarafından yine en az 3 kere telaffuz edilmeye çalışılıp sonuç yine hüsran yine hüsran oluyor :P artık birine adımı söylediğimde "aaa o sen misin hani hocanın her ders söylediği ??" şeklinde sorulara maruz kalıyorum. benden önce adım yayıldı xD

hatta bi keresinde dersin birinde hoca isimlerimizi tahtaya yazıyodu grupları oluşturmak için benimki de aynen şöyleydi:

puhnaj

e ne diyim hocam ben sana artık dedim :P

neyse gelelim code-switching olayına... son günlerde başıma daha da sık gelir oldu. japonca dersinde ingilizce soru sorcakken yanımdaki arkadaşıma işte aynen şunu "mirareru mu acaba?" dedim bugün :) kız da baktı yüzüme ööle ahahahhh

begümleykeen süper rahat oluyo 3 dili de kullanıyoruz hepsini de anlayabiliyoruz ama alışkanlık oldu heralde yanlışlıkla 3. dili bilmeyenlere de aynısını yapmaya başladım. tehlikeli ehehhh

bi de bugün ilk defa birisi adımı normaal bi türkün söyleyebileceği kadar düzgün pınar dedi. yan tarafıma gelmiş kim olduğunu görmemiştim. ben de refleks olarak "efendim?" dedim avusturalyalıya ehuehehuhee gerçekten şaşırdım bi ilki yaşadım bugün :)

bu sayfa boynu bükük gariban durdu resimsiz. japon bebikle fotomuzu koyiimm bari ;)
yirim onuuuuu!

30 Eylül 2008 Salı

print club nam-ı diğer PURİKURAAA! :)

herkesin cep telefonunun üstünde bi yığın güzel güzel çıkartmalar var fotoğraf gibi. dedim ben de alayım bunlardan. 100yen shopa gittim aradım biraz filan yok tabii ki :) nası olsun ehehhh. bu arada hani biz japon pazarı diyoz ya bi milyoncukculara :) burda da hyaku en shoplar var ama bildiğin tansaş migros gibi büyük ve içinde ne ararsan var. geldiğimizde baya bi işimize yaramıştı.
buraya geleceklere şimdiden tavsiyem hemen bi 100yen shop bulun, hayat kolaylaşıyo :)





neyse konudan uzaklaşmadan geri dönüyorum. en sonunda sorduk şu olay nedir foto çıkartma filan?? hadi hep birlikte gidelim biz de görelim nası bişiymiş dedik. işte bu da purikuralarımızz...




oyun salonlarında bi sürü kabinler var hepsi farklı tarzda. birini seçip doluşuyosun arkadaşlarla içeri. kabinin içinde istediğin arka fonları seçiyosun ve hazır olduğunda fotonu çekiliyosuunn.









poz verme kısmı en kolayı ama şu üstündeki süslemeleri yapmak için belli saniye veriyo makina. ve bilen biri olması lazım bütün fotoları süsleyebilmek için. yoksa böle bakıyosun aaa ben daha yapcaktım amaaaa diye :P

domaatess bibeerr patlıcaaaannn

uzun zaman oldu yazmayalı artık sırası geldi dedim oturdum. daha anlatmadığım milyon tane şey var salında ama üşeniyorum napıyım :))
bugün markete gittim alışverişe. fiyatlara ne kadar alışmış gibi görünsem de hala yuhh demeden reyonlardan geçemiyorum baari fotoğraflıyım da bloga koyayım ispat olsun dedim :)
işte meyve sebzeler... yorumu siz saygıdeğer okuyucularıma bırakıyorum :P

şu soldaki dilimlenmiş patlıcan.
sağdaki ikililer de domates.
evet bunlar bildiğin börülce bamya filan...
ama söylemeden geçemicem japonların tatlılarına hastayıımmm. şekerlemeleriiii o çikolatalı tatlılaarrrrııı amaniinnn fena oluyorum :PpP
xD
bi mutfağa uğriyim bari belli karnım acıkmışş.
herkes hoşçakalsınnnn

17 Eylül 2008 Çarşamba

yeni evim



gelelim yurdumaaa...
exchange öğrencilerine toplamda 4 yurt ayrılmış durumda. ben birincisinde kalıyorum. buyrun bu da ana kapımız. 2katlı; her katta banyo-tuvalet, mutfak ve çamaşır odası var. ayrıca bilgisayar odası var. bi de alt katta lounge denilen içinde tv de olan akşamları takıldığımız kocaman bi salon var. ve toplamda 66 kişiyiz burda kalan. az olduğumuz için yurt da küçük olduğundan herkes birbirini tanıyo, ev gibi oldu burası :)





bu gördüğünüz de giriş kapımız oluyor. her yurtta okaasan ve obaasan denen bi evli çift oluyo. türkçede anne ve baba demek. yurdun anne babası bi yerde işte. onlar idare ediyolar yurdu. bize gelince hoşgeldin, giderken güle güle kendinize dikkat edin diyolar sevindirik oluyos biz de çocuklar gibim :)))





burası üst kattaki mutfağımız. 3odaya bir buzdolabı düşüyo. bi sürü ocak var. dolaplar boy boy tencere tavayla dolu. mikrodalgalar, tost makinaları vs vs... herşey düşünülmüş yanii.
ayıca herkesin kendine ait kilitli bi de dolabı var mutfakta. içinde de tabaklar, kaseler, bardaklar, kaşık-çatal vs, demlik bile var yaaa. televizyonumuz bile var mutfakta. bi de ne dediğini anlasak tvdekilerin daha mutlu olucam :PpP
dubleks bi evde yaşıyorum gibi hissediyorum kendimi :D
bu da daha önce bahsettiğim salonumuz. salondan arkada sevimli küçük bi bahçemiz var yeşillik. oraya çıkılıyo.








işte bu odanın klasik bi görüntüsü.
yataklarımızla çalışma masalarımızı ayıran sürgülü bi kapı var. böylece kimse kimseyi rahatsız etmemiş oluyo.







bu arada yataklarımız yer yatağı. yer tatami denilen bişi. yatağın adı da futonmuş. çok rahat hakkaten. bi de bel fıtığımı bilenler benim için yer yatağının daha sağlıklı olduğunu bilirler ;)
ayrıca gardrobun genişliğine dikkatinizi çekerekten dolabı yapanların ellerine sağlık diyorum esenlikler diliyorum :)






bu da ders çalışma masası işte...










gelelim şu çöp ayırma olayına... alem insanlar japonlar. hiçbir yerde normal çöp kutusu görmedim. her yerde geri dönüşüm. ve toplamda 5 ayrı kategori var. geldiğimiz hafta bize çöpleri nasıl atmamız gerektiği konusunda oryantasyon yaptıklarına inanabiliyo musunuz??? ve bu oryantasyonda bir sürü resimli örnekli kağıtlar dağıttılar çöpleri doğru ayıralım diye. komik. ama çok kafa karıştırıcı. herşey başka yere gidiyo parça parça. şimdiye kadarki gördüklerimden en komiği su şişesinin çöpe atılış şekli. önce üstündeki ambalajı çıkarman lazım. onu plastiklere ayrılmış çöpe atıyosun. sonra da kapağını açarak şişeler için olan çöp kutusuna atıyosun. mesela yoğurt kabını atmadan önce içindeki kartonu yine kağıtların olduğu kutuya atman, sonra yoğurt kutusunu yıkayıp kapağını çıkararak plastiklerin olduğu kutuya atman gerekiyo. ya da sıvı sabun kutusu. yok içinde metal yay varsa şuraya yoksa buraya atman lazım vs... alışmak zor oldu şu çöp sistemine ama sonunda yurtcak başardığımızı düşünüyorum :P


bu arada japonyada farkettiğim garipliklere bir yenisini daha eklemek istiyorum. şu gördüğünüz vending machine denilen aletlerden her yerde mevcut. bunlar bizim salonun içinde mesela. tamam bu garip değil ama bildiğin sessiz sakin mahallenin içinde ara sokaklarda nerdeyse her köşe başında bunlardan var yaa. çok ilginç. ıssız mahalle sokaklarında ne işi var onların anlamadım. ama susayınca iyi oluyo tabi. ha bu arada büfe yok hiçbi yerde. belki ondan koymuşlardır olur olmadık yerlere bu makinalardan. kim biliiirrr kim biliiirrrrr kim bilirr diyerek sözü kibariyeye bırakıyorum :D
sevgiler...

13 Eylül 2008 Cumartesi

damak zevki???

bloguma hoşgeldiniz saygıdeğer konuklar.
bugün herkes tarafından merak edilen bir konuyu ele alacağız.
dilimiz döndüğünce açıklamaya, sorulara yanıt bulmaya çalışacağız.
xD xD xD
vee konumuz japon yemekleriiiiiiiiiii
şimdiye kadar aldığım onlarca mailde ilk başta sorulan soru:
"yemeklere alışabildin mi? karnın doyuyo mu bari?" "biz sana demiştik aç kalcan orlarda vs vs vs vs vs..."

işte açıklıyorum yemekler alışılcak gibi değil yaa :) ama karnım doyuyo çok şükür. bugün trende yabancı bi amcanın yanına oturmuştum arkadaş olduk. baya yaşlı biriydi. eskiden benim okulumda öğretmenlik filan da yapmış. 10senedir burdaymış. bana yemeden önce "ben bu yemeği seviyorum." dememi sonra tadına bakmamı tavsiye etti. çok işe yarıyomuş. bi dahakine öyle yapcam. inşallah faydası olur :P


japon yemeği neye benzer? işte buyrun klasik bir akşam yemeği menüsü.



solda gördüğünüz japonyaya vardığım günkü akşam yemeğimdi.




pilav gibi görünen şey pilav gibi bişi ama değil :)



gohan deniliyo adına. ve ekmek yok. 5dilim tost ekmeği en ucuz ekmek ve türk lirasıyla 1,5YTL.
normal bizim bildiğimiz ekmekten daha görmedim. bu fırınlar ne yapıyo hala çözemedim :P iflas etmemek için pilav ve makarnaya sardık şu sıralar begümle :) arada da o tost ekmeklerinden alıyoz.

neyse yukarıdaki resimde gohandan başka midye, karides, mantarlı çorba ve garip sebzeler var. hepsini de yedim. çok da lezzetliydi kesinlikle. ellerine sağlık akikonun annesinin.


işte bu da ikinci günün akşam yemeği. yemeklerin isimleri hakkında bi fikrim yok. tek bildiğim şey tadını sevdim ve karnım doydu. :)))bu arada evet o mısırlar çiğ gibi bişi. 5 dk kalmış muhtemelen suda.

bu arada akikoların baya zengin olduğu anlaşılıyo bu sofradan. çünkü sizin sandığınız gibi bikaç milyon verip 6-7 mısır alınmıyo burda. marketlerde herbir mısır stretchfilmle sarılmış ve tanesi 4ytl gibi bişi. ayrıca arkada gördüğünüz domates de ikinci alamet :P çünkü domates kiloyla değil (evet çok ciddiyim) taneyle satılıyo. görseniz inanamazsınız 3domates 1milyon. güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. şimdilik gülüyorum bikaç ay sonra ağlayabilirim :D


marketlerde diğer bir dikkatimi çeken şey de meyve ya da sebzelerin üstünde kilosunun fiyatının değil de 100gramının fiyatının yazıyor olması. kimse hiçbişiden kiloluk alamıyo demek oluyo bu. bi de geçen hafta bi markette elmanın tanesinin 90kuruş olduğunu görmüştüm çüş artık deyip almamıştım. sonra birine dedim de o da ucuz bulmuşsun nerde o alsaydın keşke diye cevap verdi. bu hafta dolaştığım marketlerde elmanın tanesinin 1ytl den fazla olduğunu görünce o arkadaşın haklı olduğunu acı bir şekilde anladım. burda yetişen tek şey pirinç ve yeşil çay sanırım. makarnanın paketi 1.5ytl. salça yok. domates yok. komik domates sosları var sadece. bamya ya da fasülye yemeği yapmak ise olanaksız. çünkü inanılmaz ama gerçek minik fileler içinde 6tane kart mı kart bamyayı 3ytlye satıyolar. gerçek bir yemek yapabilmek için 30ytl lik bamya alman lazım :) ayrıca hadi param var alırım desen yine alamazsın çünkü koca markettte anca 5-6 paket oluyo. vay canım memleketim yaa. türkiye ucuz memleket derler di de hadi ordan derdim. dememek lazımmış vesselam :) bedavaymış meğer herşey türkiyemde yaa... kıymetini bilin okuyanlar!

buna da okonomiyaki deniliyo. japonyada çok tutuluyo. sırf bunu yapan restoranlar var. içinde et var sebze var okonomiyaki sosu denen bişi var. domuz etiyle yapılıyomuş normalde. biz tavuk etli ya da inek etli yaptırıyoruz. üstündeki mayonez. bildiğin yemek işte.


bu arada altındaki o tezgah gibi şey masa. ama ocak aynı zamanda. garson yemeğini getiriyo masanın üstüne şup diye bırakıyo. kenara da tabaklarını koyuyo. herkes önünden alıp kendi tabağına koyuyo. ocağı masaya oturur oturmaz açıyolar. yemeğin soğumaması içinmiş. ööle masaya yayılıyım elimi kolumu koyayım yok yanarsın alimallah.




allahtan mc donalds ya da kfc gibi yerler de var da çoookkkk aç kalırsak oraya gidip karnımızı doyurabiliyoruz. mc donaldsı gördüğümde seviniceğimi düşünmemiştim hiç :)))












solda da yakibosa mı ne unuttum adını ööle bişi yiyorum. noddle var sebze var üstüne de balık pulu koymuşlar. garip bişi koymadan yapmıyolar yemeği ya illa balığın bişisi olcak. dedim yuhhh...





şu görünenlerse yemeye cesaret edemediğim türden çiğ böcekler(solda beyaz beyaz bak pembemsi yaratıklar var). ne oldukları hakkında en ufak bir fikrim yok. bildiğin eti çiğ servis ediyolar ya kırmızı kırmmızı kanlı filan ööö neyse yargılamam lazım malum damak zevki :)












12 Eylül 2008 Cuma

miniajaponya

akikolardayken başka değişik şeyler de farkettik. mesela arabalar miniminnacık ufacık tefecik içi dolu fıçıcık :) bu mesela akikonun arabası. minnacık görünüyo ama içi rahat ve kolayca sığılıyo :) sadece bu model değil bütün arabalar yolların darlığı yer yetmezliği sebebiyle japonyaya özel olarak dar üretiliyo. aynı marka aynı model araba türkiyede daha büyük mesela. inanamadım yahu...



bu da başka bi arabacık.











trafik türkiyenin tersine sağdan akıyo. ilk hafta karşıdan karşıya geçerken bayaaaaaa bi zor zamanlar yaşadım. ezilmeye ramak kalmak gibi :)

e sen önce sola bakarsan tabi bişi görmezsin arabacıklar sağdan gelince...

ama ezilmiyo kimse çünkü arabalardan önce yayalar önemli japonyada. yaya yolunda bekliyorum hergün okula giderken. herkes durup yol veriyo istisnasız. türkiyede olsa daha korna çalıp koştururlar adamı. burda daha arkada trafik var ama adam paşa paşa bekliyo. ha bi de burda daha hiç korna sesi duymadım. japonlar kabalık olduğunu düşünüp korna çalmazlarmış. kibar insanlar canım :)))



bunun gibi ışıksız mışıksız kavşağımsı yerler var yollarda. ama hiç trafik sıkışmıyo ve kaza olmuyo. herkes birbirini bekliyo. hep garip yerlerden dönüyolar. trafik kurallarını hala çözebilmiş değilim. bi de daracık mahalle arasındaki yollarda dikkatli olmak gerekiyo. nerden araba gelceği belli olmuyo pek...








ben hayatımda böle ufak bi kamyon görmemiştim. onun da fotosunu çektik. gerçekten oyuncak gibi ya. fotoğraf olduğu için daha normal görünüyo ama sanki 7cücelerden araklamışlar kamyonu :PpP








sen şimdi şu tabelaya bakıp nereye gidiceğini çözebileceğini mi sanıyosun? püffffff

evet şu gördüğünüz bir beyaz eldiven. ve o bir taksi şoförü. bildiğimiz taksici ya. burda taksiciler takım elbise giyiyolar, şapka takıyolar ve beyaz eldiven takıyolar. ayrıca sen şehri bilmiyosun diye dolandırıp fazladan para almaya da çalışmıyolar. yakınsa o yer tarif ediveriyolar.

jet lag

şu jet leg denilen olayın çok sosyetik ve entel bişiy olduğunu düşünmüşümdür. ööle entel diilmiş azizim. çok zormuş hakkaten. hani derlerdi ya paristen uçtum çok yorgunum jet lagden dolayı filan. insan yaşayınca anlıyor. 34856saat süren uçak yolculuğunun sonunda saat farkından dolayı 2 gün hiç uyumamış gibi bişi olduk. ilk gece bu sebeple 14 saatten fazla uyuduk. öğlen 3e doğru uyanarak ev ahalisine günaydın dedik :P

ev halkı sağolsun çok iyi ağırladı bizi. çok rahat ettik doğrusu. buyrun bu da ev ahalisi...

o gün resmi işlerimizi halledebilmemiz için belediyeye götürdü akiko bizi okulu gezdirdi. lazım olan elektronik aletleri alabilmemiz için büyük mağazzalara filan götürdü. yanımızda o olmasaydı hakkaten öksüz gibi kalcakmışız ya. harbi kızmış akiko. burdan ona öpücüklerimi yolluyorum :)

akşam yemeğinden sonra ise kimono giyme isteğimizi gayet kibar bir dille belirttikten sonra akikonun babannesi bize çok süper kıyak yapıp milyarlık kiimonoları giydirdi. ama öncesinde bizden duş almamızı istedi. kimono giyecek herkesin yaptığını düşünerek kişisel algılamak istemedik :)))
kimono aslında bööle kocaman içinde yüzülen bişi. istersen 100 kilo ol yine aynı kimonoyu giyebilirsin. yok efendim kilo almıyım alırsam sığamam gibi dertler edinmene hiç gerek yok :)

kocaman olduğundan dolanıyosun içinde. bi de kimono kat kat giyilen bişiy. şu üstümdekinin altında bunun gibi yine uzun elbisemsi şeylerden var.

ve tek başına kesinlikle giyilemeyen bişe. en azından 1 kişinin olması lazım. 2 kişi olursa daha kolay giyiyosun.

bu arada şu gördüğünüz odanın tümü kimono ve aksesuarlarıyla dolu. hırsız gelse odayı soysa gitse zengin olacak adam...




tam bitti sanıyorum nefes alıcam bi rahatça. ananne tekrar elinde başka bişile çıkıp geliyo. üstümdekilerin toplamda kaç kilo olduğunu merak ettim doğrusu.










işte bu soldaki de son halim. her ne kadar kimononun içinde nefes almada zorlanılsa da tebessümsüz foto olmaz di mi ya! :)))







bu pozu istanbul japon kültür festivalinde kimono modelliği yaptığım zaman japon bi sensei (üstad demek oluyo)den öğrenmiştim.



sağ diz hafif kırılarak baş o tarafa çevriliyor :)


şu yukardakinde nefes almakta ne kadar zorlandığımızı söylemeden geçmek istemiyorum.

işte böyle dostlar geldiğimizin ertesi günü kimono giyebilme şansına sahip olduk. çok da güzel oldu :)